DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Samsun °C

DOSYA HABER/İKLİM GÖÇÜ – İklim göçleri gıda güvenliği ve kaynak yeterliliği konusunda riskler oluşturuyor

– Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Ulucak:
– “İklim göçleriyle terk edilen bölgelerde yaşanan üretim kaybı ve su kıtlığı gıda arzını olumsuz etkiliyor”
-“Gidilen bölgelerde de her şey bol miktarda bulunmuyor, kaynak kıtlığı her zaman var. Dolayısıyla bu, yönetilmesi, yürütülmesi, sonuçlarının öngörülmesi zor bir süreç”

Banner Resmi
28.09.2023
40
A+
A-

İSTANBUL (AA) – YETER ADA ŞEKO – İklim değişikliği sonucu yaşanan iklim göçlerinin daha çok tarımsal üretimin gerçekleştiği kırsal bölgelerden kentlere doğru olması gıda arzında riskler meydana getirirken uzmanlar göç alan bölgelerin kaynakları üzerinde de ciddi bir yük oluşabileceği uyarısında bulunuyor.

AA'nın iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olayları sonucu yaşanan iklim göçlerine ilişkin hazırladığı dosya haberinin ikinci ve son bölümünde bu göçlerin gıda güvenliği ve kaynak yeterliliği üzerindeki etkisi ele alındı.

İklim krizi kaynaklı göçlerin başta gıda güvenliği ve ekonomi olmak üzere birçok konuda riskler oluşturduğu, uluslararası kuruluşların raporlarında sıkça gündeme getiriliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından 2017'de yayımlanan raporda iklim değişikliğinin tarımsal üretim ve gıda güvenliği üzerinde beklenenin çok ötesinde bir etkiye sahip olduğu belirtilirken bunun en önemli nedenlerinden birinin kırsal bölgelerde yaşayanların, iklim krizi kaynaklı riskler sonucu kentlere ve kasabalara göç etmesi olarak gösterildi.

BM Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) 2019 yılında yaptığı bir araştırmaya göre dünya üzerinde 1,23 milyar kişi tarımsal üretim sistemi içinde istihdam edilirken en fazla tarım istihdamı 793 milyon kişiyle Asya'da ve 290 milyon kişiyle Afrika kıtasında gerçekleşiyor. Öte yandan Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre 2012 ile 2021 yılları arasında deniz seviyesinin yükselmesi, sel, kuraklık, aşırı sıcaklıklar, gıda güvenliği gibi durumlar nedeniyle dünya üzerinde en fazla göç hareketlerinin yaşandığı bölgelerin başında da Doğu Asya ve Pasifik, Güneydoğu Asya ve Sahra Altı Afrika ülkeleri geliyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2017'de iklim krizi ve göçler arasındaki ilişki üzerine yapılan bir diğer çalışmada ise bu gibi göçlerin özelikle göç edilen bölgelerde iş gücünde emek sömürüsü, sosyal adaptasyon ve temel hizmetlere ulaşım konusunda riskler yaratabileceği vurgulanıyor.

– “İklim göçleri gıda arzını olumsuz etkileyebilir”

İklim göçlerinin gıda güvenliği, ekonomi ve değişen demografik dengeler üzerine etkileriyle ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Ulucak, iklim değişikliğinin tarım sektörü ve bu sektörde çalışanlar üzerinde doğrudan etkisi olduğunu söyledi.

İklim göçleriyle terk edilen bölgelerde yaşanan üretim kaybı ve su kıtlığının gıda arzını olumsuz etkilediğini vurgulayan Ulucak, iklim değişikliğinin dolaylı sonuçlarından birinin tarımda kullanılan geleneksel bilginin kaybolması ya da artık işe yaramaması olduğunu kaydetti.

Kırsaldan kente göç etmek zorunda kalan insanların bilgi, beceri eksikliği nedeniyle vasıfsız işçi statüsüne düşeceğine dikkati çeken Ulucak, bu göçlerin, göç alan bölgelerdeki kaynaklar ve çevre üzerinde fazladan bir baskı oluşturabileceğinin de altını çizdi.

Ulucak, şöyle devam etti:

“Gidilen bölgelerde de her şey bol miktarda bulunmuyor, kaynak kıtlığı her zaman var. Dolayısıyla bu, yönetilmesi, yürütülmesi, sonuçlarının öngörülmesi zor bir süreç. Göçlerin köylerden kentlere doğru olması, kentlerdeki emek arzında da ciddi bir fazlalık ortaya çıkaracaktır. Özelikle göç edilen bölgelerde oluşan insan fazlalığı, mal ve hizmetlere yönelik talebin artmasına yol açacak. Talep artışı denge fiyatının değişmesine, piyasada dengesizliğin oluşmasına, dolayısıyla fiyatların yükselmesine ve satın alma gücünün azalmasına, tüketici refahının azalmasına neden olacak, alışılmış ve sürdürülen refah düzeyinin azalması da toplumdaki olası çatışmayı ya da huzursuzluğu tetikleyecektir.”

– “Eğitim ve sağlık hizmetleri üzerine fazladan yük olabilir”

İklim göçlerinin sağlık ve eğitim sistemleri üzerinde de önemli bir yük olabileceğini belirten Ulucak, “Bu, daha fazla hasta ve öğrenci anlamına geldiğinden sağlık ve eğitim hizmetlerinin niteliğini olumsuz etkileyecektir. Bu da mevcut sağlık ve eğitim altyapısının artan talebi karşılamaya yetmemesine yol açabilir.” diye konuştu.

Kent nüfusu ile köy nüfusunun yapılarının, yaş oranları, eğitim durumu gibi alanlarda farklılıklar barındırdığına değinen Ulucak, iklim göçünün, kentlerin demografisinde de değişimlere neden olabileceğine işaret etti.

Sosyal hizmet taleplerinin de artabileceğinden bahseden Ulucak, “İnsanlar göç edilen bölgeye, kolay bir biçimde uyum sağlayıp oraya entegre edilemeyeceği için bir süre sosyal destek ve yardımlarla geçinmek zorunda kalacaklar. Burada sosyal fonlara önemli bir talep artışı doğabilir.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Büyük ekonomiler üzerlerine düşen sorumluluğu almaktan kaçınıyor”

Özelikle 2015 yılında kabul edilen Paris İklim Anlaşması sonrası uluslararası kuruluşların iklim göçleri üzerinde ciddi bir farkındalığa eriştiği görüşünü paylaşan Ulucak, sözlerini şöyle tamamladı:

“Mesele küresel bir işbirliğiyle yürütülmesi gereken bir konu olmasına rağmen bu konuda büyük ülkeler, büyük ekonomiler üzerlerine düşen sorumluluğu almaktan kaçınıyor. Dolayısıyla orta ölçekli ekonomiler veya küçük ekonomiler de zaten öncelikli olarak ilgilenmeleri gereken mevcut problemleri olduğu için bu sorunlara kaynak aktarmayı, gelecekteki olası bazı senaryolara yönelik önlem almak amacıyla kaynak tahsis etmeyi biraz daha zor görüyor. Söylemde bir farkındalık olsa da eyleme geçme noktasında çok fazla somut örneklerini görememekteyiz.”

Muhabir: Berin Alpaslan Gökçe

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.